| 26 Temmuz 2009, 13:29:00 |
|
|
 |
|
 |
 |
Hz. Süfyan bin Uyeyne'ye: "Bir insan, bir işi yapmaya niyet eder, sonra yapmazsa, o kimse o ameli işlemediği halde, Kirâmen Kâtibîn melekleri nasıl yazarlar?" diye sordular. Cevaben buyurdu ki: "İnsanın iyiliğini ve kötülüğünü yazan melekler gaybı bilmezler. Lâkin güzel ve hayırlı bir amel yapmayı kalbinden geçirince, kişiden misk gibi güzel kokular yayılır. Melekler bu kokuyu aldıkları zaman o kimsenin iyilik yapmaya niyet ettiğini anlarlar. Kötülük yapmağa niyet ettiğinde de, kişiden rahatsız edici bir koku yayılır. Bu kötü kokudan melekler o kimsenin kötülük yapmaya niyet ettiğini anlarlar. Güzel amel işlemeğe niyet edince, kul yapmasa da melekler o niyeti yazarlar. Kötülüğe niyet edince ise, o kötülüğü yapmadıkça yazmazlar. Bu, Allah Teâlâ'nın kuluna fazl ve ihsanındandır." alıntı |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Öyle ki Gördüğün göremediklerin kadar önemli, yaşam yaşamadıklarından kıymetli olmadan, Hiç olmanın hep olmaya rakip olduğu, biz olmanın bene çoktan dönüştüğü, Vazgeçenlerin çaresizlikten değil, Çareyi kendilerinde arayıp ta bir türlü bulamadıklarından Muzdaripiz.
Çünkü, yazılan Sözler tasavvur değil, tasdiktir. Teslim değil, imandır. Marifet değil, şehadettir, şuhuddur. Taklit değil, tahkiktir. İltizam değil, iz’andır. Tasavvuf değil, hakikattir. Dâvâ değil, dâvâ içinde bürhandır. Öneri, eleştiri, tebrik, herşey kabul edilir.
|
|
|

Konuyu Paylaş...
Yetkileriniz |
|
|
| Tavsiye Konularımız |
Yardım Konularımız |
|
|
|
Yükleniyor...
|